Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
yoksa, kelebeğin kanadındaki inadına sessiz bir çığlık gibi mi?
ya da, tuz-buz olan bir sırçanın haykırışı gibi mi?
nasıl bir sestir ki,perişan eder bizi duyduğumuzda??
ne kalpler kırdık bilmeden.. ya da bile bile......
ne setler koyduk aramıza bu kırılmış kalplerden de..
sonra aşmaya çabaladık durduk çok...
dokunmak istedik,ulaşamadık....
ulaşmak istedik,kendi ellerimizle kurduğumuz
setler engel oldu yine kendimize.....
oysa, nasıl da kolaydı yıkıvermek han duvarlarını....
sıcacık bir gülümseme,
içten bir çift gözle birleştiğinde,eritmez mi en büyük buzulları???
esirgedik birbirimizden maliyeti sıfır olan gülümsemelerimizi...
kolay geldi bencillik en dar anlarda..koyuvermek..koyup kaçıvermek.... kaçarken bakmamak ardımıza
ya da, bakıp da görmemek...görmek istememek...
her ne varsa...
oysa,ne de kolaydı düşmanlığı yoketmek, sıcacıık bir gülümsemeyle...olmaz dedik.
o bana düşman
denemedik bile hiç..korktuk belki de yanılacağımızdan..
oysa hayat ne de kısa..
düşünmek için bile vakit yokken.... bile bile zehir ettik günlerimizi.. kavgalarla.. itişip kakışmakla harcadık dünlerimizi... ziyan ettik hem düne.. hem bugüne.. hem de yarınlarımıza.. sahi,kalp kırıldığında nasıl bir ses çıkarır? duydunuz mu hiç? ben ne zaman dinlesem bir cam parçalanışı hissediyorum peki ya siz?
İnsan, hayatının her anını Allah'a muhtaç olarak yaşar. Soluduğu havadan yediği yemeğe, elini ayağını kullanabilmesinden konuşabilmesine, barınabilmesinden, gülüp neşelenmesine kadar Allah'ın yarattıklarına ve kendisine bağışladıklarına muhtaçtır. Ancak insanların büyük bir çoğunluğu acizliklerini ve Allah'a muhtaç olduklarını anlamazlar. Onlar her şeyin kendiliğinden geliştiğini veya sahip oldukları şeylere kendi çaba ve çalışmaları sonucunda ulaştıklarını zannederler. Bu, hem büyük bir yanılgı hem de Allah'a karşı büyük bir nankörlüktür. Kendilerine küçücük bir hediye alan bir kişiye bile nasıl teşekkür edeceklerini bilemeyen bu insanlar, Allah'ın hayatları boyunca kendilerine verdiği sayısız nimeti görmezden gelerek yaşarlar. Oysa Allah'ın verdiği nimetler, sayarak bitirilemeyecek kadar çoktur. Bu filmde Allah’ın insanlara verdiği nimetler hatırlatılmak ta ve bu nimetler için ona şükretmenin ne kadar önemli bir ibadet olduğu hatırlatılmaktadır
Resulullah -sallALLAHu aleyhi ve sellem- Efendimiz 1400 sene evvel şöyle haber vermiştir: “Ümmetim benden sonra yetmiş üç fırkaya ayrılacak, , bir fırka müstesna diğerleri hep ateştedir. -Onlar kimlerdir yâResulellah? Benim ve ashâbımın yolu üzerinde olanlardır.” (EbuDâvud)
Rabbimizin maddi manevi güzellikleriyle dolu bir gün ki inanların bayramı olan cuma günündeyiz yine işte! melekler,dile getirdiğiniz salavatları peygambere sanki hediye paketi içinde adınızı belirterek sunarken o eşsiz peygamberi,o şefkat abidesini tebessüm ederken tahayyül ediyoruz. ümme salli ala seyyidina Muhammed... Hiç şüphesiz,Allah ve melekleri Ey iman edenler, peygambere salat etmektedirler, Siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin'' (el-Ahzab, 33/56) HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA İLE.....
ALLAH bir kula hayır murad ettiği zaman, onun kalbinin kilidini açar. Onun kalbinde yakîn ve sıdk hasıl eder. Onun kalbinin içine girenleri koruyan bir muhafaza kabı kılar ve o kimsenin kalbini selim, lisanını sâdık, ahlâkını müstakim, kulağını işitici ve gözünü de görücü kılar.” (Râmuzü’l-Ehâdis)
Her ağlamanın sonu, gülmektir. Sonu gören adam, mübarek bir kuldur.
Akar su nerdeyse, orası yeşerir; nerde gözyaşı dökülürse oraya rahmet nazil olur .
(c. I, s. 65).
“Bana dua edin, duânıza cevap vereyim.
Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde
cehenneme gireceklerdir.”
( Mü’min Sûresi, 60 )
“Allah,
iman edip salih ameller işleyenlerin dualarına karşılık verir;
lütfundan onlara fazlasını da verir. Kafirler için ise çetin bir azap
vardır.”
( Şûrâ Sûre, 26 )
Rabb'imiz!
Sana dilbeste olmuş ve
Resûl'ünü gönülden tasdik etmiş şu kullarını
Yüce Nebî'nin risalet davasını omuzlamaya muktedir hale getir..
getir ki, ufkumuzu sadece Sen'in nâm-ı celîlini ve
Resûlünün yâd-ı cemilini âfâk-ı âleme ulaştırma gaye-i hayali tutsun ve kalbimiz yüce dinine hizmet etme düşüncesinden başka
bütün yüklerden kurtulsun.
Bizi bu ağır ve zor yolda inayetinle takviye buyur,
buyur ki işaret ettiğin istikâmette yürümeye muvaffak olabilelim...
Âmîn... Âmîn... Âmîn...
Allahümme
salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin fiyl
evveliyn vel ahiriyn ve fil meleil ala ila yevmiddiyn.
Enes İbn-i Mâlik' ten rivayetle: Peygamber
Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim Cuma günleri bu şekilde salavat
getirirse Hak Teâlâ onun seksen yıllık günahını affeder."
Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûliken nebiyyil ümmiyyi.
İmam-ı
Malik Hazretlerinin Muvattâ' sında, İmam Ahmed ibni Hambel
Hazretlerinin Müsnedinde bulunan ve Ruveyfâ bini Sâbitil Ensâri (ra)'
den rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her kim bana
salavat verirse sonunda bunu okusun."
-CUMA GÜNÜMÜZ HAYIRLI VE BEREKETLİ OLSUN- Cuma namazı, farziyyeti Kitap, sünnet ve icma
ile sabit olan ve hutbeyi de ihtiva eden iki rekatlı, cemaatle kılınan bir
namazdır. Yüce Allah, “Ey inananlar! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında,
alışverişi bırakıp hemen Allah’ı anmaya koşun. Eğer bilirseniz bu, sizin için
daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allâh’ın lütfundan
nasibinizi arayın. Allâh’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.” buyurmaktadır
(Cumu’a 62/9-10). Hz. Peygamber, “Cuma namazına gitmek, ergenlik çağına ulaşmış
her Müslüman’a farzdır.” (Nesâî, Cumu’a, 2; Ebû Dâvûd, Taharet, 129), “Cuma
namazını kılmayan birtakım kişiler, ya bundan vazgeçerler ya da Allâh kalplerini
mühürler de gafillerden olurlar.” (Müslim, Cumu’a, 12; Nesâî, Cumu’a, 2),
“Allâh, önemsemeyerek üç Cuma’yı terk eden kişinin kalbini mühürler” (Ebû Dâvûd,
Salât, 210; Nesâî, Cumu’a, 2) buyurmaktadır. Cuma namazı, Hz. Peygamber
döneminden günümüze kadar bütün Müslümanlarca kılınmış ve bunun farz olduğu
konusunda herhangi bir ihtilafa düşülmemiştir
Ya RABBİ...! Huzuruna ulaşan ve en güzeliyle kabul ettiğin dualar hürmetine; şu aciz, şu biçare şu günahkar dillerinde Sana yönelttiği duaları kabul buyur en güzeliyle.
Ya RABBİ...! Huzuruna gelecek yüzümüz yok biliyoruz. Huzurunda yüzümüz karadan daha kara. Günahlar, isyanlar, maddiyat bizleri sarmakta. Huzuruna geldik olmayan yüzümüzle. Senden af diliyor, af dileniyoruz ya RABBİ...!
Eğer Sen bizleri affedersen ki; bu Senin şanındandır, şerefindendir. Çünkü Sen Rahman ( Yarattığı bütün canlılara nimet veren )'sın. Çünkü Sen Rahim ( Acıyıcı )'sin. Çünkü Sen Settar ( Kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olan )'sın. Çünkü Sen Gaffar ( Günahları tekrar tekrar, çokça bağışlayan ) 'sın!
Rahmetin, inayetin, şefkatin, bizlere ulaşırsa eğer; biz biz oluruz. Biz mesud oluruz. Biz kul oluruz. Bütün acziyetimizle, bütün kusurumuzla, bütün niyazlarımızla, bütün dualarımızla kapındayız, kulunuz, köleniz. Diliyoruz rahmetini, dileniyoruz.!
Ya RABBİ...! Ne olur kabul eyle kulluğuna Ne olur boş çevirme bu aciz dillerin dualarını Ne olur bizlere rahmetinle, merhametinle, inayetinle, şefkatinle muamele eyle...!
“ALLAH bir kula hayır murad ettiği zaman, onun kalbinin
kilidini açar. Onun kalbinde yakîn ve sıdk hasıl eder.
Onun kalbinin içine girenleri koruyan bir muhafaza kabı kılar ve o
kimsenin kalbini selim, lisanını sâdık, ahlâkını müstakim, kulağını işitici ve
gözünü de görücü kılar.” (Râmuzü’l-Ehâdis)
Mutlu olmanın sırrını Peygamber Efendimiz’den öğren de, Allah sana ne verirse ona razı ol. Başına gelen derde, balaya razı olur da, ses çıkarmazsan, o anda hemen sana cennet kapısı açılır. Eğer gam elçisi sana gelirse, tanıdık bir dost gibi karşıla, onu kucakla. Zaten o sana yabancı değildir, onunla aşinalığın vardır. Sevgiliden gelen cefaya karşı sakın suratını asma, onu neşe ile karşıla, merhaba, hoş geldin de. Onu güler yüzle, tatlı sözle karşıla ki gönül alıcı o eşsiz varlık hoşa gitmeyen çarşafını üstünden atsın da güzelliği ortaya çıksın.